30 Ocak 2011 Pazar
10 Kasım 2010 Çarşamba
"dokunsalar, ele verecek içimdeki yay seni"
ben seni görmeden gitmezdim de,
taksiciler greve başladı
güneş her şeyi eritti de yazdan,
bir çirkin gamze kaldı fotoğrafta asılı duran
idamın sehpası benim, adım atamam
gitmezdim ben seni görmeden de
nefesimi tutarak açtığım kitabın ilk sayfasından,
başka selamlar çıktı,
aradığında bir rüyanın ikinci yarısına yetiştirmiştim seni
kocaman bir kadın olacaktım büyüyünce, elbet
gitmezdim de ben seni görmeden,
sınav kağıdımı verip de görmeyeyim diye sizi,
kopya istedi bir dost,
hoca göz yumdu,
seni görmeyeyim diye gitmeden
sade o gün aynı anda
bir 112 bostancıya çıktı
bir 112 çevreyoluna koştu
el ele karşıdan karşıya geçerken siz
kuyruğum avuçlarınıza sıkıştı
dibime kadar gelebilmiştin sen
seni görmeden gidebileyim diye.
taksiciler greve başladı
güneş her şeyi eritti de yazdan,
bir çirkin gamze kaldı fotoğrafta asılı duran
idamın sehpası benim, adım atamam
gitmezdim ben seni görmeden de
nefesimi tutarak açtığım kitabın ilk sayfasından,
başka selamlar çıktı,
aradığında bir rüyanın ikinci yarısına yetiştirmiştim seni
kocaman bir kadın olacaktım büyüyünce, elbet
gitmezdim de ben seni görmeden,
sınav kağıdımı verip de görmeyeyim diye sizi,
kopya istedi bir dost,
hoca göz yumdu,
seni görmeyeyim diye gitmeden
sade o gün aynı anda
bir 112 bostancıya çıktı
bir 112 çevreyoluna koştu
el ele karşıdan karşıya geçerken siz
kuyruğum avuçlarınıza sıkıştı
dibime kadar gelebilmiştin sen
seni görmeden gidebileyim diye.
Ne var ki,
İstanbul'dan ayrılmak kadar kolay
seni görmeden gitmek
nasıl olsa geri gelecek bir gün İstanbul'a herkes
aynı yollardan geçmiş
aynı suları içmiş
aynı havayı çekmişiz
yolun olsun aynı sulara, aynı toprağa, aynı havaya
ben senden de bahsedeceğim oralara.
31 Ekim 2010 Pazar
Murathan Mungan'la size okuyoruz
''
...
yaz başıydı gittiğinde.
bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı, değil miydi?
bunu o günler kim bilebilirdi?
"eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen"
notunu buldum kapımda.
altına saat:16.00 diye yazmıştın,
ve 16.04'tü onu bulduğumda.
daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran
zaman'ı
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını
gittin.
koca bir yaz girdi aramıza.
yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik,
noksan bir şeyler başlamıştı.
sanki yaz, birbirimizi
görmediğimiz o üç ay,
alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan,
olmamıştı, eksik kalmıştı. ''
...
üzgünüm bukowski ama
Soluğuyla bile alıp veremediği bir şey vardı,
tam da bu sebeple kendilerine aşık olmuştum
ve bu sebeple de kendileriyle utanıyordum biraz
hal böyle olunca, huzurlarında tedirgindim
ekseriyetle ben ne desem, o, olmayabilirdi
tacize uğramıştı tüm kelimeler bir arka sokakta,
bu sebeple ona söylenesi tüm şeylere
özlem ve hicap duyuyordum
ve bu nedenlerle ilişkili olarak,
kendilerini her gördüğümde,
antenlerine sert varoluş sancıları inen bir kelebek sanıyordum kendimi
çünkü Tanrı onun yataktaki halini yarattığında
tüm kutsal evrenin üzerine boşalmakla kalmayıp,
tüm evreni ona gebe bırakmıştı.
tam da bu sebeple kendilerine aşık olmuştum
ve bu sebeple de kendileriyle utanıyordum biraz
hal böyle olunca, huzurlarında tedirgindim
ekseriyetle ben ne desem, o, olmayabilirdi
tacize uğramıştı tüm kelimeler bir arka sokakta,
bu sebeple ona söylenesi tüm şeylere
özlem ve hicap duyuyordum
ve bu nedenlerle ilişkili olarak,
kendilerini her gördüğümde,
antenlerine sert varoluş sancıları inen bir kelebek sanıyordum kendimi
çünkü Tanrı onun yataktaki halini yarattığında
tüm kutsal evrenin üzerine boşalmakla kalmayıp,
tüm evreni ona gebe bırakmıştı.
29 Ekim 2010 Cuma
sanal ve alkolsüzken
O, mutluluk ki ana rahmine bile düşmemiş daha,
anca acıkır durur karnımızda,
mutlu falan olmayabillirim
zaten kahpe olan kader bizim için ayrıca kancıklıkta yapabilir
bazı şarkılar arka arkaya dinleyince daha bir güzel koyuyor adama
cumhuriyet değil, demokrasi bayramı istiyorum ben
içimdeki başkaldırı, isyan, protesto aşkı bambaşka bu günlerde
sanıyorum ki bir kaç tekme, cop yiyip kendime gelesim var
ortaya bir yeşillikçiler de eylem yapmıyor ki burada
sözde nükleer santral yapılacak
kimsenin sikinde değil.
24 Ekim 2010 Pazar
aramızda ip atlıyorsun
İkinci dünya savaşından sonra ortaya çıkmış 3. dünya ülkesi gibisin
İki kutup var sanıp, burujuvaziye hayran, sosyalizmi düşlüyorsun
Nasıl olsa iki tarafta seni çekiyor
Biraz uzaklaşsan diğeri yeni bir kampanya sunacak,
başka bir politika izleyecek sanıyorsun
Nafile
Bilmiyor musun ki sade üretim araçlarını elinde bulunduranların reklama ihtiyacı var
Çaresiz, muhtaç kılıp, kamçılamak, kaçmak
Öyle bir düzenek kurmak ki
ne başına gelenleri anlamak
ne de gelemeyenleri
ne de bilmek ilk nerede mağdur edildiğini.
Üzerinde yürüdüğün ip,
ben öteki ucunda sömürülmeye izin verdiğim için çeviriliyor
Bıraksam ayaklarından bağlayıp uçuruma atacaklar
Hazımsızlar
İnsanlar
Aramızda ip atlıyorsun
Ben ipi bileklerime bağladım.
Onlar, parmak uçlarındalar.
21 Ekim 2010 Perşembe
( bak bunu yaparım ) bunu gerçekten iyi yapardı...
Fısıldıyordu...
Ciddi ciddi, bana soru sormaya çalışarak. Şimdi cevap vermek zorunda değilsin, istediğin zaman cevap verebilirsin.Sana bir şey sormak istiyorum.
Durdum, gülebiliyordum sade, yok o gülümsemeye daha çok benziyordu. Ben güldüğümü zannediyordum.Gözlerinin içine zor bakıyordum. Son 3 gece , dünya ile beraber bende dönmüştüm. Durmadan daha çok uyuşmuştum. Uykumda bile ara vermeden, 2 saat uyuma hapı almıştım. 3 gün boyunca aklımda kalan tek bir şey vardı. Bir tek cevabım, benim için endişelenen, ne yapacağıma dair bir birleriyle kavga eden dostlara ne yapıyorsun dediklerinde. Bir şey yaptığım yoktu benim. Duruyordum, duracaktım.Yani komplike , karmik bir plana ihtiyacım yoktu. Hiç olmamıştı.Pazarlık payım olduğuna da inanmıyordum zaten. Üstelik korku hissi her şeyi daha çok durduruyordu. Kelimelere dair duruyordum. O'na duruyor sadece gözlerinin içini görüyordum. Ondan başkası gelse adımı anlatacak mecalim yoktu.İki ismim vardı üstelik,işim zordu. Onunla da içimden konuşuyordum daha çok. Hatırlamıyorum, dışımdan da bir sor tabi, ben çok mutlu oluyorum sana cevap verirken demiş olabilirm. Yok kandırmayayım sizi en fazla sor diyebilmişimdir. Zaten onunla içimden geçen şeyleri konuştuğumu düşünmem ahmaklık olur, gün yetmez. 24 saat bile değilmiş gün artık, gün bile günden güne daralıyormuş. Amerikalı bilim adamları söyledi. İlk duyduğumda çok sarsılmıştım, neden kasti olarak zaman bile aleyhime işliyordu. Gerçi bunun da ikameleri mevcuttu ilişkimizde daha doğrusu ilişmemizde , arada kitaplar, yollar vardı, bizi bekleyen otobüsler vardı konuşan, daha çok konuşacak olan, öyle söylemişti. Konuşmadan anlaşmak falan da demişti. Anlaşmak için konuşmaya ihtiyaç duymayacak kadar susabiliyorduk yani. Etraf zaten yüksek yalanlı gerilim hatlarıyla döşenmişti, etraf deyince aklım karıştı yine, 3 kayıp giden gün aklımda olan, kalan tek cevabım, tek yöneltilmeyen soruya. Aşıktım. Ne olursa olsun, bu bir şizofren gibi bile hayallerini yaşayamayacak kadar obsesif olan adama, aşıktım, aşk diye bu adamı anlatacaktım. Ona da anlatılırdı bu belki, ya da o zaten bilirdi.
'' Geliyor karşıdan, karşım kaldırımdan. Çakmağım nerede? Sigara alırken aklıma kibrit gelmişti, almıştım.Kibritle yakarım. Eee rüzgar var, of.Hala geliyor, burası bir kuytu apartman girişi , burda yakarım. 3 dk daha sakinleşirim, oda yaklaşır.Bende apartman sakinlerine biraz nefes bırakayım.Nah bırakırım. Sigarayı yaktığım gibi sobelenmek üzere kaldırıma döndüm.Canım yürümüş de karşıma gelmiş, bir bal kabağı tadında bana bakıyor.Ben ne içmiştim , hatırlamıyorum ama kahve içeceğiz onu biliyorum.İnsan neden konuşmak zorunda kalıyor ki, bizi neden ancak birbirimizle konuşacak kadar susturuyorlar. Dertte mühim de değil ya, günah çıkarma demişti, gerilsin istemiyorum. Ona söylemiştim bana hiç bir şey söylemek zorunda değildi, yalan da söylemesindi. Beni seçmek zorunda da değildi, bir yalanı bir daha seçmesindi, o kadar. Kahve ayıltmaya yarayan bir şey değil miydi ? Belki oda kahve içmeliydi, kendiyle benim kadar sarhoş olabilir miydi? Neydi karşımda onu tutan, ama neden o kalbimi hem yavaşlatıp hem hızlandıran tek adam olacaktı .Bunları sormayın, o ona 'evet' diyemeyeceğim kadar aşktı. ''
Ne olursa olsun, beraber yürümek falan diyordu. Bu defa dalga geçiyordu, kesin. Ben ona beraber yürüyelim olur mu ? diye susuyordum, o soruyordu. Üstelik utanmadan, ne yalan söylemeli, biraz küstahtı ama bencil değildi. Dışarıya olmayan bencilliği, kendine olabilecek bencilliğinden çok daha fazla değildi. O vazodaki en küçük çatlağı bile görebilmekle kalmayıp, onarabilme yetisine , deliliğine sahip en büyük korkaktı.
İçimde kaldı. Ben ona söyleyemedim tam, saçmalamak konuşabilmenin reseti olacaktı, olmadı.2 defa saçmaladım. Bir daha sorarsan cevap daha yerinde olacak dedim, saçmaladım. Orta bir matematik dersi geldi aklıma, çözemiyordum süslü sayıları, saçmaladım.X ancak ve ancak Y ile Z olur, saçmaladım. Yapamıyorum ben, biri ona söylesin. Evet.Ya bir daha sormazsa. Evet. Sormazsa sormasındı. Evet, evettir.Sormasına bile gerek yok, evet.Zaten yürüyordum onunla, evet. O tam 12'ye benziyor, evet. Ben ancak ve ancak onunla sevişebilirim, evet.
Ciddi ciddi, bana soru sormaya çalışarak. Şimdi cevap vermek zorunda değilsin, istediğin zaman cevap verebilirsin.Sana bir şey sormak istiyorum.
Durdum, gülebiliyordum sade, yok o gülümsemeye daha çok benziyordu. Ben güldüğümü zannediyordum.Gözlerinin içine zor bakıyordum. Son 3 gece , dünya ile beraber bende dönmüştüm. Durmadan daha çok uyuşmuştum. Uykumda bile ara vermeden, 2 saat uyuma hapı almıştım. 3 gün boyunca aklımda kalan tek bir şey vardı. Bir tek cevabım, benim için endişelenen, ne yapacağıma dair bir birleriyle kavga eden dostlara ne yapıyorsun dediklerinde. Bir şey yaptığım yoktu benim. Duruyordum, duracaktım.Yani komplike , karmik bir plana ihtiyacım yoktu. Hiç olmamıştı.Pazarlık payım olduğuna da inanmıyordum zaten. Üstelik korku hissi her şeyi daha çok durduruyordu. Kelimelere dair duruyordum. O'na duruyor sadece gözlerinin içini görüyordum. Ondan başkası gelse adımı anlatacak mecalim yoktu.İki ismim vardı üstelik,işim zordu. Onunla da içimden konuşuyordum daha çok. Hatırlamıyorum, dışımdan da bir sor tabi, ben çok mutlu oluyorum sana cevap verirken demiş olabilirm. Yok kandırmayayım sizi en fazla sor diyebilmişimdir. Zaten onunla içimden geçen şeyleri konuştuğumu düşünmem ahmaklık olur, gün yetmez. 24 saat bile değilmiş gün artık, gün bile günden güne daralıyormuş. Amerikalı bilim adamları söyledi. İlk duyduğumda çok sarsılmıştım, neden kasti olarak zaman bile aleyhime işliyordu. Gerçi bunun da ikameleri mevcuttu ilişkimizde daha doğrusu ilişmemizde , arada kitaplar, yollar vardı, bizi bekleyen otobüsler vardı konuşan, daha çok konuşacak olan, öyle söylemişti. Konuşmadan anlaşmak falan da demişti. Anlaşmak için konuşmaya ihtiyaç duymayacak kadar susabiliyorduk yani. Etraf zaten yüksek yalanlı gerilim hatlarıyla döşenmişti, etraf deyince aklım karıştı yine, 3 kayıp giden gün aklımda olan, kalan tek cevabım, tek yöneltilmeyen soruya. Aşıktım. Ne olursa olsun, bu bir şizofren gibi bile hayallerini yaşayamayacak kadar obsesif olan adama, aşıktım, aşk diye bu adamı anlatacaktım. Ona da anlatılırdı bu belki, ya da o zaten bilirdi.
'' Geliyor karşıdan, karşım kaldırımdan. Çakmağım nerede? Sigara alırken aklıma kibrit gelmişti, almıştım.Kibritle yakarım. Eee rüzgar var, of.Hala geliyor, burası bir kuytu apartman girişi , burda yakarım. 3 dk daha sakinleşirim, oda yaklaşır.Bende apartman sakinlerine biraz nefes bırakayım.Nah bırakırım. Sigarayı yaktığım gibi sobelenmek üzere kaldırıma döndüm.Canım yürümüş de karşıma gelmiş, bir bal kabağı tadında bana bakıyor.Ben ne içmiştim , hatırlamıyorum ama kahve içeceğiz onu biliyorum.İnsan neden konuşmak zorunda kalıyor ki, bizi neden ancak birbirimizle konuşacak kadar susturuyorlar. Dertte mühim de değil ya, günah çıkarma demişti, gerilsin istemiyorum. Ona söylemiştim bana hiç bir şey söylemek zorunda değildi, yalan da söylemesindi. Beni seçmek zorunda da değildi, bir yalanı bir daha seçmesindi, o kadar. Kahve ayıltmaya yarayan bir şey değil miydi ? Belki oda kahve içmeliydi, kendiyle benim kadar sarhoş olabilir miydi? Neydi karşımda onu tutan, ama neden o kalbimi hem yavaşlatıp hem hızlandıran tek adam olacaktı .Bunları sormayın, o ona 'evet' diyemeyeceğim kadar aşktı. ''
Ne olursa olsun, beraber yürümek falan diyordu. Bu defa dalga geçiyordu, kesin. Ben ona beraber yürüyelim olur mu ? diye susuyordum, o soruyordu. Üstelik utanmadan, ne yalan söylemeli, biraz küstahtı ama bencil değildi. Dışarıya olmayan bencilliği, kendine olabilecek bencilliğinden çok daha fazla değildi. O vazodaki en küçük çatlağı bile görebilmekle kalmayıp, onarabilme yetisine , deliliğine sahip en büyük korkaktı.
İçimde kaldı. Ben ona söyleyemedim tam, saçmalamak konuşabilmenin reseti olacaktı, olmadı.2 defa saçmaladım. Bir daha sorarsan cevap daha yerinde olacak dedim, saçmaladım. Orta bir matematik dersi geldi aklıma, çözemiyordum süslü sayıları, saçmaladım.X ancak ve ancak Y ile Z olur, saçmaladım. Yapamıyorum ben, biri ona söylesin. Evet.Ya bir daha sormazsa. Evet. Sormazsa sormasındı. Evet, evettir.Sormasına bile gerek yok, evet.Zaten yürüyordum onunla, evet. O tam 12'ye benziyor, evet. Ben ancak ve ancak onunla sevişebilirim, evet.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

