İnsan ile diğer canılılar arasında bir tane fark vardır; bir ayrım, bir eşitsizlik, bir şey. Bu şey iki yaratık arasında saklanmıştır. Biz bunu nasıl fark ediyoruz derseniz bu iki yaratık kendi etkileşimleri yoluyla bu farkı aralarında tanımlamış bulunmaktadırlar. Bize düşen bu şey'i kendileştirmekten alıkoyduğumuz içimizdekiler arasında tanımlamaktır.Peki, kimdir bu iki yaratık ?
Onlar kediler ve köpeklerdir. Onları bizden farklı kılan iki ad ile bir'er sürüyü tanımlayabilmeleridir. Biz kedi değiliz köpek de değiliz tabi. İlla EŞİTSİZLİK istiyoruz.
Bir psikodrama örneği vermemiz gerekecek olursa: O iki insan da başbaşa değil; yemeği dışarıda yiyoruz? Eşime hala aşık olduğumu söyleyeyemeyeceğim için başkalarını yemeği dışarda yemeyi tercih ettiğimize inandırmak istiyorum sadece.
Neden mi? Kamusal alanı, iş hayatını, fiziki çevreyi, medyayı, eğitim kurumlarını ve anayasayı sosyal olamayan politikalar yoluyla sizler düzenleyip bizi bu eve kapattığınız için kadın ve erkek başbaşa değiller. Bir biz siz var yani.Elbette cinsiyet toplumlu, toplumsuz yaşamı örgütleyen bir yapıdır. Bir insan dememize imkan vermeyen bir etkileşim yaratma acentasıdır. Bir insan neden yokmuş derseniz; bir insan yoktur. Bir zenci, bir bAAAyan, bir herif, bir ibne bir papai yenigineli, bir alevi, bir müslüman, bir kürt, bir turist, bir ihtiyar, bir moruk, bir fahişe, bir çıtır, bir pezevenk velhasılkelam bir insan vardır. Bu insan bir kadındır bir erkektir.Bir kadın, bir erkek olabilirse kendi olabileceğini öğrendiğinde artık erkek olmuştur, bir erkek de kadın. Hiç kimse salt insan olmamıştır.
Farkı fark ediliyorsa, ötekidir; bizden değildir.
Kadında erkekse, erkekte kadınsa birbirlerini ifşa etmeleri kendi zaaflarının mı ürünüdür, yoksa birinden birninin hemcinsi karşısında iffetinin şehvete dönüşmesinin mi?
O bir ibne midir? Saçları doğal rengi midir? Güzel midir? Orasını da allah diyebileceğimiz birinin bilmesi kaçınılmazdır. Neye bakacağımızı o belirlemiş varsayılmış ise ne göreceğimizden biz sorumlu tutulabilemeyiz.Cinsiyetin farklı bir oluşum olduğuna dair herkes yorum yapabilmekte hatta bir çok kez sınır tanıyamayabilmekte iken her bir insan kendi cinsinden de kendi mesuldür. Ben mesul olamıyorsam kendimi anormal hissetmeli miyim onu bilmediğimden düşünme repertuarımda yok, kısmetse sonra diyorum.
Şunun şurasında ben erkeksem sen kadınsın, sen kadınsan ben erkeğim. Cinslerimiz arasında bir şey olabilir. Bu şey az önce aramıza giren şeydir. Bu şeyi henüz tanımlayabilmiş değiliz. Maazallah bu şey sevişmek olabilir, saldırganlığa, tacize dönüşebilir bunlar olabilir fakat sapıklık nerede başlıyor bunu aslında bilememeliyiz fakat başbaşa değiliz. Peki, o zaman cinsiyetim, cinselliğim, eteğim, nerede dursun istersiniz? Ben bir insan olma yolunda bir adım kala tosladığımdan farkı göremiyorum fakat bir kedi ve bir köpek var. Hatta onların bile farkı vardır vahşi olan güçlü görünen asıl tasmayı takan hatta tasması takılan köpektir, bir kedi istediği yerde istediği ile beraberdir, mart ayı gelir sevişir.En nihayetinde bir köpek ve bir kedidir
Yani bugün insan dediğimiz hayvan doğal değilse öğretilmiş çaresizliğindendir. Bence tek isteyemediğimiz biraz morfin, eşitsizlik değil.
bilseydik yaşamazdık
5 Mart 2011 Cumartesi
30 Ocak 2011 Pazar
10 Kasım 2010 Çarşamba
"dokunsalar, ele verecek içimdeki yay seni"
ben seni görmeden gitmezdim de,
taksiciler greve başladı
güneş her şeyi eritti de yazdan,
bir çirkin gamze kaldı fotoğrafta asılı duran
idamın sehpası benim, adım atamam
gitmezdim ben seni görmeden de
nefesimi tutarak açtığım kitabın ilk sayfasından,
başka selamlar çıktı,
aradığında bir rüyanın ikinci yarısına yetiştirmiştim seni
kocaman bir kadın olacaktım büyüyünce, elbet
gitmezdim de ben seni görmeden,
sınav kağıdımı verip de görmeyeyim diye sizi,
kopya istedi bir dost,
hoca göz yumdu,
seni görmeyeyim diye gitmeden
sade o gün aynı anda
bir 112 bostancıya çıktı
bir 112 çevreyoluna koştu
el ele karşıdan karşıya geçerken siz
kuyruğum avuçlarınıza sıkıştı
dibime kadar gelebilmiştin sen
seni görmeden gidebileyim diye.
taksiciler greve başladı
güneş her şeyi eritti de yazdan,
bir çirkin gamze kaldı fotoğrafta asılı duran
idamın sehpası benim, adım atamam
gitmezdim ben seni görmeden de
nefesimi tutarak açtığım kitabın ilk sayfasından,
başka selamlar çıktı,
aradığında bir rüyanın ikinci yarısına yetiştirmiştim seni
kocaman bir kadın olacaktım büyüyünce, elbet
gitmezdim de ben seni görmeden,
sınav kağıdımı verip de görmeyeyim diye sizi,
kopya istedi bir dost,
hoca göz yumdu,
seni görmeyeyim diye gitmeden
sade o gün aynı anda
bir 112 bostancıya çıktı
bir 112 çevreyoluna koştu
el ele karşıdan karşıya geçerken siz
kuyruğum avuçlarınıza sıkıştı
dibime kadar gelebilmiştin sen
seni görmeden gidebileyim diye.
Ne var ki,
İstanbul'dan ayrılmak kadar kolay
seni görmeden gitmek
nasıl olsa geri gelecek bir gün İstanbul'a herkes
aynı yollardan geçmiş
aynı suları içmiş
aynı havayı çekmişiz
yolun olsun aynı sulara, aynı toprağa, aynı havaya
ben senden de bahsedeceğim oralara.
31 Ekim 2010 Pazar
Murathan Mungan'la size okuyoruz
''
...
yaz başıydı gittiğinde.
bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı, değil miydi?
bunu o günler kim bilebilirdi?
"eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen"
notunu buldum kapımda.
altına saat:16.00 diye yazmıştın,
ve 16.04'tü onu bulduğumda.
daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran
zaman'ı
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını
gittin.
koca bir yaz girdi aramıza.
yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik,
noksan bir şeyler başlamıştı.
sanki yaz, birbirimizi
görmediğimiz o üç ay,
alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan,
olmamıştı, eksik kalmıştı. ''
...
üzgünüm bukowski ama
Soluğuyla bile alıp veremediği bir şey vardı,
tam da bu sebeple kendilerine aşık olmuştum
ve bu sebeple de kendileriyle utanıyordum biraz
hal böyle olunca, huzurlarında tedirgindim
ekseriyetle ben ne desem, o, olmayabilirdi
tacize uğramıştı tüm kelimeler bir arka sokakta,
bu sebeple ona söylenesi tüm şeylere
özlem ve hicap duyuyordum
ve bu nedenlerle ilişkili olarak,
kendilerini her gördüğümde,
antenlerine sert varoluş sancıları inen bir kelebek sanıyordum kendimi
çünkü Tanrı onun yataktaki halini yarattığında
tüm kutsal evrenin üzerine boşalmakla kalmayıp,
tüm evreni ona gebe bırakmıştı.
tam da bu sebeple kendilerine aşık olmuştum
ve bu sebeple de kendileriyle utanıyordum biraz
hal böyle olunca, huzurlarında tedirgindim
ekseriyetle ben ne desem, o, olmayabilirdi
tacize uğramıştı tüm kelimeler bir arka sokakta,
bu sebeple ona söylenesi tüm şeylere
özlem ve hicap duyuyordum
ve bu nedenlerle ilişkili olarak,
kendilerini her gördüğümde,
antenlerine sert varoluş sancıları inen bir kelebek sanıyordum kendimi
çünkü Tanrı onun yataktaki halini yarattığında
tüm kutsal evrenin üzerine boşalmakla kalmayıp,
tüm evreni ona gebe bırakmıştı.
29 Ekim 2010 Cuma
sanal ve alkolsüzken
O, mutluluk ki ana rahmine bile düşmemiş daha,
anca acıkır durur karnımızda,
mutlu falan olmayabillirim
zaten kahpe olan kader bizim için ayrıca kancıklıkta yapabilir
bazı şarkılar arka arkaya dinleyince daha bir güzel koyuyor adama
cumhuriyet değil, demokrasi bayramı istiyorum ben
içimdeki başkaldırı, isyan, protesto aşkı bambaşka bu günlerde
sanıyorum ki bir kaç tekme, cop yiyip kendime gelesim var
ortaya bir yeşillikçiler de eylem yapmıyor ki burada
sözde nükleer santral yapılacak
kimsenin sikinde değil.
24 Ekim 2010 Pazar
aramızda ip atlıyorsun
İkinci dünya savaşından sonra ortaya çıkmış 3. dünya ülkesi gibisin
İki kutup var sanıp, burujuvaziye hayran, sosyalizmi düşlüyorsun
Nasıl olsa iki tarafta seni çekiyor
Biraz uzaklaşsan diğeri yeni bir kampanya sunacak,
başka bir politika izleyecek sanıyorsun
Nafile
Bilmiyor musun ki sade üretim araçlarını elinde bulunduranların reklama ihtiyacı var
Çaresiz, muhtaç kılıp, kamçılamak, kaçmak
Öyle bir düzenek kurmak ki
ne başına gelenleri anlamak
ne de gelemeyenleri
ne de bilmek ilk nerede mağdur edildiğini.
Üzerinde yürüdüğün ip,
ben öteki ucunda sömürülmeye izin verdiğim için çeviriliyor
Bıraksam ayaklarından bağlayıp uçuruma atacaklar
Hazımsızlar
İnsanlar
Aramızda ip atlıyorsun
Ben ipi bileklerime bağladım.
Onlar, parmak uçlarındalar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

