21 Ekim 2010 Perşembe

( bak bunu yaparım ) bunu gerçekten iyi yapardı...

Fısıldıyordu...
Ciddi ciddi, bana soru sormaya çalışarak. Şimdi cevap vermek zorunda değilsin, istediğin zaman cevap verebilirsin.Sana bir şey sormak istiyorum.
Durdum, gülebiliyordum sade, yok o gülümsemeye daha çok benziyordu. Ben güldüğümü zannediyordum.Gözlerinin içine zor bakıyordum. Son 3 gece , dünya ile beraber bende dönmüştüm. Durmadan daha çok uyuşmuştum. Uykumda bile ara vermeden, 2 saat uyuma hapı almıştım. 3 gün boyunca aklımda kalan tek bir şey vardı. Bir tek cevabım, benim için endişelenen, ne yapacağıma dair bir birleriyle kavga eden dostlara ne yapıyorsun dediklerinde. Bir şey yaptığım yoktu benim. Duruyordum, duracaktım.Yani komplike , karmik bir plana ihtiyacım yoktu. Hiç olmamıştı.Pazarlık payım olduğuna da inanmıyordum zaten. Üstelik korku hissi her şeyi daha çok durduruyordu. Kelimelere dair duruyordum. O'na duruyor sadece gözlerinin içini görüyordum. Ondan başkası gelse adımı anlatacak mecalim yoktu.İki ismim vardı üstelik,işim zordu. Onunla da içimden konuşuyordum daha çok. Hatırlamıyorum, dışımdan da bir sor tabi, ben çok mutlu oluyorum sana cevap verirken demiş olabilirm. Yok kandırmayayım sizi en fazla sor diyebilmişimdir. Zaten onunla içimden geçen şeyleri konuştuğumu düşünmem ahmaklık olur, gün yetmez. 24 saat bile değilmiş gün artık, gün bile günden güne daralıyormuş. Amerikalı bilim adamları söyledi. İlk duyduğumda çok sarsılmıştım, neden kasti olarak zaman bile aleyhime işliyordu. Gerçi bunun da ikameleri mevcuttu ilişkimizde daha doğrusu ilişmemizde , arada kitaplar, yollar vardı, bizi bekleyen otobüsler vardı konuşan, daha çok konuşacak olan, öyle söylemişti. Konuşmadan anlaşmak falan da demişti. Anlaşmak için konuşmaya ihtiyaç duymayacak kadar susabiliyorduk yani. Etraf zaten yüksek yalanlı gerilim hatlarıyla döşenmişti, etraf deyince aklım karıştı yine, 3 kayıp giden gün aklımda olan, kalan tek cevabım, tek yöneltilmeyen soruya. Aşıktım. Ne olursa olsun, bu bir şizofren gibi bile hayallerini yaşayamayacak kadar obsesif olan adama, aşıktım, aşk diye bu adamı anlatacaktım. Ona da anlatılırdı bu belki, ya da o zaten bilirdi.

      '' Geliyor karşıdan, karşım kaldırımdan. Çakmağım nerede? Sigara alırken aklıma kibrit gelmişti, almıştım.Kibritle yakarım. Eee rüzgar var, of.Hala geliyor, burası bir kuytu apartman girişi , burda yakarım. 3 dk daha sakinleşirim, oda yaklaşır.Bende apartman sakinlerine biraz nefes bırakayım.Nah bırakırım. Sigarayı yaktığım gibi sobelenmek üzere kaldırıma döndüm.Canım yürümüş de karşıma gelmiş, bir bal kabağı tadında bana bakıyor.Ben ne içmiştim , hatırlamıyorum ama kahve içeceğiz onu biliyorum.İnsan neden konuşmak zorunda kalıyor ki, bizi neden ancak birbirimizle konuşacak kadar susturuyorlar. Dertte mühim de değil ya, günah çıkarma demişti, gerilsin istemiyorum. Ona söylemiştim bana hiç bir şey söylemek zorunda değildi, yalan da söylemesindi. Beni seçmek zorunda da değildi, bir yalanı bir daha seçmesindi, o kadar. Kahve ayıltmaya yarayan bir şey değil  miydi ? Belki oda kahve içmeliydi, kendiyle benim kadar sarhoş olabilir miydi? Neydi karşımda onu tutan, ama neden o kalbimi hem yavaşlatıp hem hızlandıran tek adam olacaktı .Bunları sormayın, o ona 'evet' diyemeyeceğim kadar aşktı. ''

         Ne olursa olsun, beraber yürümek falan diyordu. Bu defa dalga geçiyordu, kesin. Ben ona beraber yürüyelim olur mu ? diye susuyordum, o soruyordu. Üstelik utanmadan, ne yalan söylemeli, biraz küstahtı ama bencil değildi. Dışarıya olmayan bencilliği, kendine olabilecek bencilliğinden çok daha fazla değildi. O vazodaki en küçük çatlağı bile görebilmekle kalmayıp, onarabilme yetisine , deliliğine sahip en büyük korkaktı.

        İçimde kaldı. Ben ona söyleyemedim tam, saçmalamak konuşabilmenin reseti olacaktı, olmadı.2 defa saçmaladım. Bir daha sorarsan cevap daha yerinde olacak dedim, saçmaladım. Orta bir matematik dersi geldi aklıma, çözemiyordum süslü sayıları, saçmaladım.X ancak ve ancak Y ile Z olur, saçmaladım. Yapamıyorum ben, biri ona söylesin. Evet.Ya bir daha sormazsa. Evet. Sormazsa sormasındı. Evet, evettir.Sormasına bile gerek yok, evet.Zaten yürüyordum onunla, evet. O tam 12'ye benziyor, evet. Ben ancak ve ancak onunla sevişebilirim, evet.

      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder