Bir yerden başlamak gerekiyordu. Hava zaten çok iyi değildi. Bir uyandım, kaybolmuştu Yok aslında bir ara öptü beni, öyle gitti . Gitmeden öpücük verdiyse bunun da kendi içinde bir düşünülme değeri vardı. Bana ne söylemek istedi acaba?
Babam bazen gece gelir başucuma para bırakırdı, ben uyurken ya da o, uyuduğumu zannederken. Bazen sabah kalklar bulurdum bazen de sabahı bekler, görürdüm. Yani bu babamın beni sevmesiydi sanırım, öyle denebilirdi. Buna da öyle diyebilir miyim acaba? Babama o davranışını sevgi sandığımı vaktiyle söylemiş olsaydım,oda ne olmadığını söylerdi bana en azından, bu kafayla bunca zaman sonra da açılıp sorulmaz ki adama, bir adam da öpücük bıraktı bana, sevmeli bir şey midir bu diye ? Ya da ne demek değildir. Zaten insan bir şeyin ne olduğunu anlamakta güçlük çekmiyor, bence çekmemeli yani,ben bir şeyin ne olmadığını anlamakta güçlükler yaşıyorum hep. Bir şeyin ne olduğunu söylemek kolay, onu bizim suratsız komşunun akılsız kızı da yapar. Komşu diyorum da aslında orda başka sitemler var, neyse siteme de gerek yok ya şimdi ben ne diyordum. Ne olmadığını söyleyebilir mi biri?
Gece yine abartmıştım,hatta abartmıştık yanımda biri vardı sevdiğim biri denebilir size göre , bana göre sizin gibi biri yani, her neyse. 35+35+20=90 lt bölü iki haa birde benim duble aralarına kelime sıkıştırıp, dinleyerek içişimi hesaba katarsak, yani sarhoştum kapıda cibliyetimle selamlaştğımda.Sarhoş değil de evi tek başıma, çizgilere az kaldırımlara çok basarak bulmuştum. Yani uzayıp giden çizgilerden korkacak kadar sarhoş, koca kaldırım taşlarına ahkam kesecek kadar hoştum.En kötüsü cibliyet sandığım siluette, benim değildi. Kimdi bilmiyorum ama kim olmadığına dair fikrim vardı. Mesela O değildi. Kapıyı tuttu. Sanırım geçmemi istedi ama ben aldırmadım. Onun açtığı kapıya ihtiyacım yoktu. Benim, O'nun açacağı kapıyı beklemem lazımdı. Birazcık da şey bana, O'nun kapı açmasına ihtiyacım vardı. Bir gün önce zaten uyuzluk yapmıştım, aslında kızlık gibi bir şey.Kıçını kaldırıp gelebilecek kadar ayık mısın diye sormuştu. Bende devam etmekte olduğum şişe ile göz göze gelip pazarlık yapmıştım, beni sarhoş edemeyeceğini söylemişti.Bende şişeye laf anlatılmaz diye dalaşmamış O'na , kıçımı kaldırıp sana gelecek kadar sarhoş değilim deyivermiştim. O kalender bir puşt gibi takılmaz böyle şeylere de ben içerlemiştim. Onu da geçtim kapıyı kilitlemem gerekmişti, gitmeyecektim. Kilitlerdimde nasıl saklardım kendimden anahtarı. En kolayı unutacağım bir yere saklamaktı. En azından O'na gidecek kadar sarhoş olursam diye, böyle dertler işte.Olmadım ama bir ara yatakta kıvranarak, bir süre, çarşaf ve yorgana ona dair bir şeyler anlattım, anlaşamadık uyumuşum bende ..
Kapı demiştim açılmıştı, ayakkabım içeri alınmıştı.Aslında ben kendim bizzat alırdımda ayakkabıyı unutur gibi ona ilerlemem, tamamen içtiğim onca şeye duyduğum saygıdan kaynaklı, şımarıklıktı. Ne yalan söyleyeyim hoşumada gitmişti. Hoşa gidecek bir şey değil demeyin, ayakkabım gerekirse giydirilebilridide bu ona işaretti. Leş ya da kalleş gibi alkol, reklam olmasın diye rakı demiyorum, kokuyorum. Canım ne de güzel evde oturuyor, kapı açıyor, ayakkabı alıyor içeri haa birde gel diyordu. Bir insan nasıl hem bir kadın gibi utangaç hemde bir dallama gibi sempatik gülümseyebilir ve nasıl bir dallama kadar ciddi durup bir kadın kadar çekici olabilir. Bilmiyorum . Siz biliyorsunuzdur belki.O hep aklımı karıştırıyor yani aslında benim aklım ona karışıyor sanırım. Bu defa susmak için gitmemiştim. Zaten bu defa susup gülümseyecek kadar ayık değildim. Bazen hani plan progrram liste yaparsın, sıralarken bile daha uzun zaman harcarsın ya hani sonra bi çırpıda biter hepsi 1 tik 2 .3. 4 falan filan. Işte bu tatta bir ilerleme ile selamlaştık , hal vakit sorduk, derken vakit geç oldu. Şey, okuduk. Bir şekilde eskiden de olmuştu bu karmikörtüşme, koca koca kitapta elimi attığım ve ona benim okuduğum yer , onunla konuşacaklarımdı. Sadece, konuşmamış okumuştum. Haa birde bir kitaba bağlılık olunca cevap alamamam ya da aldığım cevaptan memnun kalmama riskimde yoktu ya da onun korkmasına gerek yoktu. Iletişmeye, didişmeye de gerek yoktu kitaplar konuşuyordu. Her şey yerinde ve zamanında oluyordu zaten taa en başından beri, bizim dışımızdaki insanlar dışında, aslında belkide onlar da yerindeydi de biz yanlış anlamaya müsaittik. Doğrusu, anlamamızada gerek yoktu zaten yanlış anlatılıyordu hin bir sessizlikle dilden dile, bende anlatırdım belki bir gün,anlatmazdım aslında yaşardım sade.
Okudu, bir kadını anlatıyordu adam, iyi gelmişti, iyi denk gelmişti bu defa da.Bu arada Konuşacağım demiştim ya elbette konuştum. Mesela bi ara şey dedim biraz sıkılarak, ben, biliyorsun tatlı ve yemek ikisini beraber yiyemiyorum ya o ya o. Açıklamacalara kalkacaktı, fırsat vermedim ama başkaları, bazı başkaları (o da dahil) yemek yiyip tatlı yiyebiliyorsunuz. Bu da mümkün tabi. Ah şu midem. Bense denemeye bile cesaret edemiyorum çünkü hemen kapı dışarı ediyor diğerini. Yemek yememem sana garip gelmesin ama tatlıyı sevdiğimi unutma dedim. En azından biraz daha, bir süre daha sadece tatlı yememe izin ver. Konuştuk böyle saatlerce , yani konuşma metni bu kadar oluyor ama konuştuk böyle, saatlerce. Çocukken erken büyümüşüz biz diye geçindirdim aklımdan. Uyumuşuz öyle.
Sabah yoktu işte. Kalktım. Karşımda dağınık bir pus , kokulu bir sis vardı. Evde kimsecikler yoktu. Anahtarda yoktu. Bu da neyin nesiydi. Bana kal demek istemişti sanırım, bir nevi kapıyı üstüme kilitlemişti. Yürüdüm saatlerce evin içinde. Içimde bir yazı dizisi derleniyordu henüz yayınlanması yasak olan, yatak odasında durdum. Gardıroba daldım. Küçük beden'i örten çaputlara. İçeride bir sömürge havası vardı, sanki fransızlar, Cezayirden sonra buraya girmişlerdi. Önce, karmaşıklığın içinden bir düzen yaratabileceğimi sanarak birer ikişer katlamaya , tasnif etmeye çalıştım sonra baktım ki olacak gibi değil. Bazı tişörtler fazla yıpranmış, ne yapsam kolu yakası bir araya gelmiyor, bazı pantolonlar fazla ince, bazılarının paçaları ağlıyor, yollardan yol beğen dedim kendime,elime geleni fırlattım yatağın üstüne ama mantıklı bir açılım oldu. Yani evde giyilsinler, inceler, benim onda görmek isteyeceklerim (onları en üste koyacaktım) çıkardım ne varsa. Nabzımda bir problem belirdi ilk eskimişi elime aldığımda. Bu tişört eskimişti, hemde çok fazla, üstelik kirliydi. Hangi derecedeki program temizlerdi ki bir adamın eskisini, hangi yeni formüllü deterjan çıkarsındı bu lekeyi. Bana düşen onları katlamaktı, dert etme dedim kendi kendime.Dert etme. O çıplak halliyle var olacak, kutsal sularla yıkanmış gibi temiz duracak. Sade katla ve koy.Dokundum giydiklerine, giyeceklerine, büsbütün işi merasime dökmüş, ritüele ,öpücükler, iyi şanslar, eskilere iyi günlerde olsunlar eklemiştim. Artık normal seyirde nefes alıyordum. Zorlanmıştım ilk başta, ama sonra
' sonrası malum olmadı insanlara' …
Uzaklaştım. Elinde olmayan, süt, ekmek ve çiçeği en kısa zaman kadar hayal edip en uzun zaman kadar beklemek üzere, yola koyuldum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder